Sonradan hukukumuza giren ve esasen yargı yükünü azaltma amacı taşıyan seri muhakemenin muhakeme yasamıza uygunluğunu tartışmadan önce seri muhakeme yazımızı okumanızı öneririz.
Öncelikle bilindiği gibi seri muhakemede savcı ile şüphelinin bir anlaşmaya varma durumu söz konusudur. Buna göre şüpheli suçunu itiraf edecek ve buna karşılık savcı da hem indirim sebeplerini uygulayıp temel cezayı bulacak ve bunu yarı oranında indirecektir. Hakimin rolü ise uygulamada savcının istemini onayla sınırlı kalmaktadır. İşte seri muhakemenin uygunluğu ancak bu halin yaratacağı problemlere değinerek bulunabileceğinden, maddi gerçekliğe ulaşma başlığı altında problemlere değinmek isteriz.
- Maddi Gerçekliğe Ulaşma
Bilindiği üzere ceza muhakememiz modern bir anlayışa sahip olup aksi ispat edilmedikçe herkesi masum saymıştır. Bu anlayış esasen Anayasamızdaki masumiyet karinesiyle bire bir örtüşmektedir. Anayasa madde 38/4 “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” demektedir. Masumiyet karinesinin yansıması olan Maddi gerçekliğe ulaşma bu sebeple önemlidir.
Maddi gerçekliğe ulaşmak ceza yargılamasının amacıdır. Bu lafza yukarıda değinildiği üzere hem Anayasadan hem de Ceza Muhakemesi Kanunundan ulaşabiliriz. Örneğin:
Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.
CMK 252/2
Bu madde bir kimsenin suçunu kabul etmesi dahilinde bile yargılamanın somut gerçekliğe ulaşması gerektiğini ifade etmektedir.
Bu bilgiler ışığında karşımıza şu problemler çıkmaktadır.
1- Teklif kabul mekanizması içeren seri muhakeme usulünde. Şüphelinin doğru söyleyip söylemediği/suçu üstlenip üstlenmediği araştırılmamaktadır. Maddi gerçekliğe ulaşma ilkesi çiğnenmektedir.
2- Şüphelinin masumiyetini ispat edebileceği yönünde endişeleri varsa, bu endişeler seri muhakeme usulünü kabul etmesine yol açabilir. Bu da adil yargılanma hakkının bir yerde elinden alınması, en iyi ihtimalle “yüzyüzelilik” ilkesinin ihmali anlamına gelecektir. (Hemen belirtmeliyiz ki yüzyüzelilik ilkesinin sağlanması için duruşma ile kabul düzenlenmiş ise de uygulamada bu sadece usuli bir işlemden öteye gitmemektedir.)
3- Seri muhakeme usulünde şüpheli, duruşmada hakim önünde usulü ve sonuçlarını açıkça kabul etmedikçe bu usulden yararlanamaz. Şüphelinin duruşmaya gelmediği ya da usul işlemini reddettiği durumda iddianame düzenlenerek yargılamaya devam olunur. Yasamız “Seri muhakeme usulünün herhangi bir sebeple tamamlanamaması veya soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesi hâllerinde, şüphelinin seri muhakeme usulünü kabul ettiğine ilişkin beyanları ile bu usulün uygulanmasına dair diğer belgeler, takip eden soruşturma ve kovuşturma işlemlerinde delil olarak kullanılamaz.” lafzı ile seri muhakemedeki belgelerin delil olarak kullanılmayacağını söylemiş olsa bile, bu durumun hakimin bağımsızlığını ve tarafsızlığını etkileyeceği ortadadır. Bu sebeple sanığın adil yargılanma hakkının tesisine gölge düşmektedir.
Hemen belirtmek isteriz ki, bu uygulama Anglo-Sakson temellidir. Bu temel esasen bizim hukuk anlayışımızdan farklı bir yaklaşım sergilemektedir. Buna göre kamu otoritesi ve bireyler müzakere yapabilmekte ve olaylar içtihatlara göre çözülmektedir. Yukarıda belirttiğimiz gibi seri muhakeme usulü yargı yükünü azaltıp olayları hızlıca çözüme kavuşturmaktadır. Ancak bu düzenlemenin açıkladığı üzere gerek ayrı bir sitem ürünü olması gerekse ceza muhakemesine egemen olan kurallara yer yer aykırılık teşkil etmesi sebebiyle hukukun yeknesak uygulanışını sağlamak adına düzenlemeye muhtaçtır.
